Ey,
Varolduğunu bile bilmediğin katmanlarını âyân eden, zahmet ve özlemle dolu bir seneyi geride bıraktın. Defaatle en kibirli, en görkemli, en mamur yerlerinden yıkıldın ve yeniden inşa olundun. Tüm büyük sözlerini tek tek parçalayıp kurda kuşa yedirdin, hiç olmadığın kadar insan oldun, hiç sevmediğin kadar insan sevdin. Esas ahvaline büründün, aslına rücu ettin, olduğun kişiye daha da yaklaştın. Hayatı ve ölümü, kaderi ve tevekkülü, kul olmayı ve rıza göstermeyi, daha önce hiç anlamadığın kadar iyi anladın. Sende değişmeyen tek şeyse hakikati idrak etmeye dair duyduğun, bitmek tükenmek bilmeyen arzuydu. Bu sayede, kendini deşmenin ve tüm kalelerini yıkmanın elzemliğini bir kez daha farkettin, diğerkâmlıkta hiç gidemeyeceğin kadar ileri gittin. Kendini, inandığın ideale teslimiyetle emanet edip ‘sen ne dilersen, ne istersen o olsun’ diyebildin. Zira hesaplamadığın bir müşküle düşmüştün, o kuyudan standart insan gayretiyle çıkmaya çalıştıkça daha da batmış, ‘böyle durumlarda ne yapılır’ı düşünmek yüzünden, ‘ben böyle bir durumda ne yaparım’ı düşünemez hale gelmiştin. Özünü, karakterini, yaradılışını bir kenara bırakıp olmadığın ve olamayacağın türden bir insana dönüşmeye çalışıyordun. Efkârını aylara, günlere, saatlere bölmeye uğraşarak, yaşadığın ilk andan itibaren seni bulacağı kesin olan pahabiçilmez belânın kadimliğini görmezden geliyordun. Diğerlerine salık verilen otonom tavsiyelere kulak kesilmek yüzünden, sadece derdiyle dertleşerek iyileşebilecek biri olduğunu göz ardı ediyordun. Oysa kendin olmanın en ezelî muharriki yaradılışındaki farklılıktı. O yüzden, eczanın muhtaç olduğu sabır ve hamdı eda etmek yerine keder veren saikleri unutmak için kendini zorlamak, yani kıymetli hekiminin tavsiyesine uymaya çabalayıp kesiklerini zamanın merhemiyle iyileştirmeye çalışmak seni daha da hastalandırdı. Çünkü unutmayı ve eksilmeyi panzehir olarak kullananlara karşın senin yegâne ilacın, kâinatın en kuvvetli hafızalarından birine sahip olarak her şeyi tüm mu’cizliği ile hatırlamak ve sana bahşedilen nimetin büyüklüğünü görmezden gelmeye çalışmamaktı. Zira seni iyileştirecek tek şey, ne istediğini katiyetle bilmek ve ondan hiçbir zaman vazgeçmemek, onu aralıksız olarak ve edepten ödün vermeksizin sahibinden istemekti.
Bugün artık nasıl bir insanevladı olduğunu daha net görebiliyorsun, kendinden yana şüpheye düştüğün için hamurundan ve seni böyle mayalayandan af diliyorsun. Sadece bitmeyen ve tükenmeyen bir dertle dertlenebileceğini, zira o derdin sana derman da olacağını far kettikçe seviniyorsun. Kendiliğin’in gereğini idrak edebilmek gönlünü ferahlatıyor, sükûnet vasfın haline geliyor. Ve yaşadığın bu en zor yılın, müstakbel zor zamanlarının remzi olduğunu, seni azametle bekleyen nice senelere hazırladığını hissediyorsun. Başına gelenle başa çıkmak yerine, onu başınla beraber kabul etmek, ona başının üstünde yer vermek istiyorsun. Kazanıyor gibi kaybediyor gibi kazanıyorsun. Sana bu meşakkatli imtihanı, bu muazzam belâyı nasip edene sonsuz şükran duyuyorsun.
2.1.11
Fanilerin Tezkiye ve Salahiyetleri Hakkında Nizamname
yazan:
kristensenn
zaman:
2.1.11
Şu ve şu: yalnızca derdiyle dertleşmek